Between two towns ma’am

Another moment that i was deeply mad at myself…

April 2007. Gray clouds of England announce the sad truth; spring is delayed.
Kelburne 12, Oxford, yes, that funny red brick corner house in town, where i used to get lost eighty eight times a day till i made it home.

One of my first interviews through telephone before being found suitable for a position in the company. All seems to go smooth until i ask the street mame where i am supposed to be present the next day.

And the gentle lady speaks,
“Between two towns ma’am.”
“Thanks madam, and the street name please?”
“Between two towns, ma’am.”
“Well, fine… Got it, but what about the precise name of the street?”
“I said ‘between two towns’ ma’am. ”

Slightly losing my patience,
“Ummm, alright, between which towns then?”

Suddenly there is a deep breath at the end of the line, i feel the temper and fire getting ready to attack.

“Look young lady, this is the name of the street! ‘Between two towns’ Is it clear enough?”

“Yeah, well…. but WHO THE FUCK ON EARTH WOULD NAME A STREET ‘BETWEEN TWO TOWNS’?!?!”

Yelling!
Oh me, my only hope, my chances…

The following three months i pedalled the town up and down to get a similar position in a similar company swearing even at the shadow of my bad luck.

Bunu normalleştiremezsiniz…

Çin’de veya başka bir Asya ülkesinde oluyor kamera kaydına giren feci olay.
Bir çocuk,  4 yaşlarında görünüyor, orta yoğunlukta trafiğin olduğu dar bir sokağa çıkıyor başıboş. Etrafta çuvallar, yürüyen, malzeme taşıyan insanlar, motorsiklet ve araçlar.
Beyaz kapalı kasa bir kamyonet çocuğa çarpıyor. Ön tekerleği çocuğu ezip hemen sonra duruyor. Araçtan kimse inip bakmıyor. Sonra arka tekerlek de üzerinden umarsizca geçiyor, kamyonet yola ikinci defa çocuğu ezerek devam ediyor.

Saniyeler sonra bir motor, görüp de durmadan geçen nice yaya, yine bir iki araç. Biri sonunda müdahale edecek diyorsun izlerken. Kaldırıp hızla hastaneye götürecek. Sinir harbi yaşarken çocuğa umursamazca vurup geçen her yaya veya aracın ardından katıla katıla ağlayarak ahh diyorsun. Bu ne ki?

…..

Başka bir ülke, ortadogunun da ortası. Yüzünü gizleyen bir militan, bebeği annesinin memesindeyken anneyi öldürüyor. Çocuk ölü annenin memesinde öylece habersiz kalıyor. Herkes yoluna devam ediyor.

…..

Dünyanın birçok ülkesinde her dakika birileri ve özellikle çocuklar, birçoğumuzun şahit olmaya yüreğinin dayanamayacağı türden vahşete maruz, o vahşetle başbaşa. Evet, her dakika!

İnsanoğlu, içinde yaşadığı gezegeni belki de en haketmeyen varlık olarak, her dönem biraz daha vicdandan, dayanışmadan, duyarlılıktan uzak bir kültür yaratıyor kendisine.

Ve sıradan yaşamını sürdürebilmesinin tek yolu, duyduğu, şahit olduğu, bildiği, eşek gibi farkında olduğu bu olağanüstü hali beynin mucizevi manevralariyla normalleştirip olağan kabul etmek.

Öyle ya, aksi halde güne nasıl aklı başında, delirmemiş, sağlıklı bir bünyede başlardı ki?

Topluca belamizi bulsak artık.