“La Separation” üzerine…

Anlaşılamadığını hissetmek.

Veya sadece yeni olanın eskimesinden kaynaklanan bir sıkkınlık, durağanlık.

Geçiştirilebilecek gibi değil ikili ilişkilerde bu tip hisler; büyük tıkanmalar ve tıkanmaların beslediği iletişimsizleşmeyi tetikliyor her şeyden önce.

Böyle anlarda insanlar çocuklarına – hele de küçükse çocuklar – daha sıkı sarılır. Bir parça bizim isteğimiz ve kararımızla da olsa, kopuyordur karşımızdaki ve biz kopmayacağından emin olmak istediğimize daha sıkı tutunur hale geliriz.

Filmdeki sıkkın ve bunalımlı Anne aslında çoğumuzdan daha şanslı çünkü gösterildiği kadarıyla her iki kişi de birbirlerine sosyal ve kültürel anlamda denkler.

Ancak buna rağmen kolaylıkla tıkanıyorlar.

Belki de insanın her gün ulaşabildiği ve hiç yitirmeyeceğini sandığı insana karşı özenini kaybedip zamanla hoyratlaşmasıyla ilgili tıkanmaların çoğu. Onu kazanmak için artık büyük bir uğraşa gerek kalmayınca, daha az incelik gösterir hale geliyoruzdur.

Hepimizin ilişkilerinde var bu.

Tekliflerin dayatmaya dönüşüp uzun soluklu ilişkilerde normal kabul edilmeye başlanması bile özensizleşmenin yeterli delili…

En modern ve insancıl duran annem ve babam arasında bile sıkça gözlediğim bir durum. Nasılsa X kazanılmış biri ve yıllar geçtikçe Y alışkanlığından vazgeçmeyecek – eğer birbirini rencide edecek kadar ciddi bir davranış gelmezse X’ten. Ve nasılsa Y de vaktiyle kazanılmış kişi. Bunca ortaklığı ve konforu günlük dırdır uğruna neden terk etsin?

Bu noktaya gelmemenin bir yolu varsa eğer, o da özenli olma halini içselleştirmek sanırım. Söylemesi ve yazması çok kolay. Bu ancak karşılıklı gösterilebilecek bir davranış. Üstelik özenli ve zarif olmak artık bir çok zaman insanın bir başkasını kazanabilmek için ayırdığı zamanlarda kendisini “kasma”sı olarak görülüyor. Çünkü zaten hiç olmamış içimizde doğal bir özen gösterme eğilimi. Öncelikle içgüdüsel değil. Doğada bile her şey birbirinin tepesine hoyratça binerek ilerlerken… Sonradan, salt görerek, gözlemleyerek, ancak taklit edip benimsediğimiz bir davranış bu.

Bu durumda ilişkisinde “kazanma” süresini atlatan kişi artık “kasma” gereği de duymuyor. “Rahatlamak” adı altında giderek hoyratlaşabiliyor kendisi bile farkında olmadan.

Bu tartışmayı yapabilecek nitelikte biriyle birlikte olsaydım, denemek isterdim. Bir gün nasılsa başımıza geleceği için, ilkinde şöyle söylerdim:

“Artık çok hoyrat davrandığını düşünüyorum!” Bu niteleme gayet itici geleceği için alacağım tepkinin inkardan öte bir şey olmadığına kalıbımı basarım.

Bir sonraki tartışmamızda ise kelimeleri değiştirir ve şöyle söylerdim:

“Artık çok rahat davrandığını düşünüyorum!” Böyle söyleyince ise “Elbette! Ne yani kasmalı mıyım? Senin yanında rahat olamayacaksam nerede olacağım ki?” cevabının geleceğine neredeyse eminim.

İşte, anlaşılamamak…

Velhasıl, La Separation bu kadar sıradan ve bir o kadar da yıkıcı olabilen “rahatlama”yı çok zarif iki karakter olan Anne ve Pierre çifti üzerinden anlatmış. Evli olmayan bu çiftin çocukları LouLou’nun ikili ilişkide bir malzemeye dönüşmemesi ve tarafsız tutulması ise çok başarılı. Filmin anlattığı bundan ibaret değildi elbette, fakat bittiğinde ilk aklıma gelen bu sıkkınlık hali oldu.