Elfler, İzlanda ve Noi Albinoi

İzlanda’da bir bölgeye cadde yapılmak istenince, toplumun bir kesimi “Elfler’in, içinde kilise ve evlerinin de olduğu yaşam alanlarının bozulma ihtimali var” gerekçesiyle cadde yapımına karşı çıkan zarif bir kampanya düzenliyorlar. Cadde yapımı projesi askıya alınıyor. Yo, projeyi yürütenler Elfler’in var olduğuna inandığı için değil elbette, yerli halkın inancına saygı duydukları için.

Projenin gerçekleşmemiş olmasının bence ikinci bir nedeni daha var, itirazın dili. Kampanyayı yürütenler “orada Elfler var, onları yok etmenize izin vermeyiz” demek yerine, Elfler’e inanmayan bir kesimin de olduğunu hesaba katarak, “Elfler’in orada bir yaşam alanı olabilir ve cadde projeniz bu habitatı yok ederek Elfler’i de kızdırabilir” ifadesini tercih ediyorlar. Bir kesinlikten öte, sürekli bir ihtimal bahsedilen. Böylelikle, ne caddeye karşı çıkanlar başkalarının inanmadığı bir argümanı gelip kabaca dayatıyor, ne de projeyi yürütenler “illa da yapacaz” diye diretiyor.

Nezaket dolu, zarif bir itirazı göğüslemek, kaba ve dayatmacı bir itiraza karşılık vermekten her zaman daha zordur, zira kaba olan bazen sırf dayatılmış olduğu için bile ters tepebilir, muhatabımız içeriğine bile bakmaksızın bu çıkışımıza bilenebilir, caddeyle yetinmeyip inadına bir de kilise, AVM, toplu konut filan yapmak isteyebilir. Oysa zarafet ve incelik karşısında görece daha zayıfız; direncimiz çabuk kırılır. İzlanda’daki samimi ve ufak çapta düzenlenen bu kampanyanın etkileyiciliği bence dilinin zarafetinde gizli. Aslında konum bu değildi, lakin beni ve çevremi bence en zayıf yerimizden yakaladığı için ne yapıp edip döneceğim bu kısmına.

BBC’nin İzlanda haberini okuduktan sonra bana blogu açtıran çağrışım başkaydı.

Yıllar önce İzlanda yapımı bir film izlemiştim. Türkçe’ye ‘Buzdan Hayaller’ olarak çevrilen ‘Noi Albinoi’. 17 yaşındaki Noi, ülkesinin soğuk ve karanlık ikliminin ruhuna hakim olmasını istemez. Dar çevresinin içinden çıkıp uzaklara, belki daha ılık ve dolayısıyla yaşamın sokaklara taştığı ülkelere gitmek ister. Yine hayallerinin içinde sıkıntı ve yarı umutsuzlukla debelendiği günlerden birinde, benzinlikte çalışan bir kızla tanışır ve artık kaçma hayallerini birlikte kurmaya başlarlar. Artık bir planları vardır. İnsanlarda soru işaretleri bırakmaktan pek hoşlanmayan ben, izlememiş olanlarınıza söyleyeyim; hiçbir şey olmaz sonrasında. Noi hiçbir yere gitmez. Film benim gibi birinde öyle kötü ve cılk bir yara açar ki, naçizane yıllarca İzlanda filmlerini izlemeye cesaret edemem.

Peki Elfler’le ne ilgisi var Noi’nin? Filmde yok. Ancak, betimlenen yalnızlık, sessizlik ve soğuk iklim öyle kahredici ki, Elf fikri, Elf edebiyatı, Elf masalı, Elf yerleşkesi belki de kurtarıcı…

İzlandalılar’ın inandığı Elfler ile Tolkien’in Elfleri aynı mı bilmiyorum. Ben Elfleri Tolkien’in üçlemesini okuduğum lise günlerimde tanıdım. Romanın üç cildinde de Elfler neredeyse en ilkeli, en ahlaklı, iradeleri en gelişmiş ve diğer türlere nazaran en zarif ve bilgili topluluktur. Onlar adına karar alabilecek başka türlerin hakimiyeti söz konusu değildir. Kendi sorunlarını çoğu zaman kendileri çözerler ve sınırları, yaşam biçimleri ihlal edilmedikçe etliye sütlüye bulaşmazlar. Hatırladığım kadarıyla en uzun ömürlü türdür de. Çevik, becerikli, gittikleri çevreyi güzelleştiren, kendileri de ışıl ışıl bireylerden oluşan bir topluluk.

Eğer Tolkien’e ilham olan Elfler, İzlandılar’ın Elfleri ise, bu inanç pekala İzlandalılar’ın özlemlerine işaret ediyor olabilir. Aydınlık ve sıcak yerler, soğuk bir çeperden çıkıp başka yaşamlara atılabilecek kadar uzun bir ömür, soğuk iklimin verdiği hantallık yerine çeviklik, kapalı evler yerine güneşli ormanlar, bahçeler…

Elfler’e veya bu türün var olması ihtimaline gösterilen hassasiyet beni ne kadar etkiliyorsa, bu ihtimale hiç prim vermemesine rağmen, inananları batıl olmakla suçlamayan ve saygı duyan zihniyetin hassasiyeti de bir o kadar etkiliyor. Bu hassasiyetin bir cadde projesinde dile geliş biçimi de öyle. Hiç değilse Elfler var mı yok mu tartışması, cadde yapılsın mı yapılmasın mı tartışmasından bağımsız olabiliyor ve kimse sapla samanı karıştırmıyor. Bunu bizim gibi homojen olması pek mümkün olmayan bir toplumun da acilen başarması gerekiyor.

Reklamlar