Tiramisu özleyen ölü sevgilim

Belli ki canın yine tatlı çekmiş, yoksa gecenin bu vaktinde rüyama girip de önüme koyduğun sekiz tabaktan hangisinde tiramisu olduğunu sormazdın. Hem, bu kadar çabuk nasıl unuttun neredeyse her gün yapıp yediğimiz tiramisunun tadını?

Oğuzhan Benli (1983 – 2001)

13 yıl sonra ikinci konuşmamızdı dün geceki.

İlkinde, gidişin çok tazeydi. Güne ağlayarak, öfke içinde uyanıp, geceler boyunca ‘nasıl olur’ diyerek kendimi tüketiyordum. Babamın doğum günüde ölmüştün, haberini babam vermişti kendi doğum gününde. Sıcak ve acı dolu bir Temmuz. Hem Temmuz’un, hem acının tam ortası.

Mezarının başındaydım; halbuki oraya sığamayacak kadar büyük kahkahalar atardın, bu yüzden ikna olamıyordum orada, ellerimin altında olduğuna. Dokunduğum ilk mezarlıktı. Ellerim ister istemez toprağı eşeleyip kazıyordu. Biraz daha açarsam, seni bulur, yanına uzanabilirdim. Belki annen, belki annemdi, elime bir şişe su verdiler. Diktiğim ağacı suladım bir süre. Toprak suyu sana süzerken, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını biliyordum.

Yapayalnız olduğunu düşünüyordum. Şimdi de biz bırakıp gidiyorduk seni. Eve vardıktan tam bir ay sonra, sabaha karşı yanıma geldin. Rüyamda, ışıl ışıl güneşli bir sokakta, içinde ikimizin de ortak tanıdıklarının olduğu kalabalık bir grupla yürüyordum. Dik bir yokuştu. Güneş gözlerimizi kamaştırıyordu.

Birden yanımda belirdin. Seni görür görmez sitem etmeye başlamıştım, “neden beni aramadın, neden haber vermedin, seni ne çok özlüyorum, sen hiç özlemedin mi” diyordum.
Her zamanki gibi çok güzel gülüyordun. Üzerinde ışıltılı, bembeyaz ve hafif giysiler vardı. Sıkıca sarıldın ve yüzüme bakıp “Özlüyorum elbette, ama biliyorsun, zaten gidecektim, vedalaşacak vaktim hiç olmadı ki.” dedin. İçimden ağlamak geliyordu ama senin gülümsemen benim de yüzümü kaplamıştı. “Ben de seninle geleyim o halde, nereye olursa” dedim.
“Henüz değil Deniz, hem yine gelirim merak etme, sadece iyi olduğumu bil, herkese söyle, orası çok güzel ve bak, ben çok iyiyim üstelik, artık ağlama.” dedin.

Dedin ve hızla yürümeye başladın. Işık çok parlaktı, ellerimi gözüme siper ediyordum ama kalabalığın içinde senin hızına yetişemiyordum. Nefes nefese kalıncaya kadar koştum. Soluğum kesilmek üzere uyanıverdim o sabah. Gerçekten gözlerimi alıyordu Ağustos güneşi. Terlemiştim. Hızla gözlerimi yumup yeniden uyumaya, rüyaya dönmeye çalıştım. Olmadı.

Bu, gidişinin ardından ilk görüşümdü seni.

İkincisi dün geceydi. Yine çok şıktın. Acelen vardı. “Nerelerdeydin, neden sana ulaşabileceğim bir telefon, adres vermiyorsun hala bana, seni çok özledim” diyordum. “Dur şimdi” dedin gülerek. “Bunlardan hangisi tiramisu?”
Önüme sekiz tane tabak dizmiştin. Aslında hepsinin de görünüşü tiramisu gibiydi, ama tatmaya başlayınca anladım derdini. Sonra buldum gerçek tiramisuyu. “Bu işte, al.” dedim. Gülerek alnımdan öptün ve elindeki tatlı tabağınla hızla gözden kayboldun.
Uyandığımda gün ağarmamıştı ve ağzımda likör tadı vardı.

Akşam eve dönünce tiramisu yapacağım. Ailemi bir araya getirip seni anıp, en sevdiğin tatlıyı yiyeceğiz.

Madem arada bir böyle gelip ziyaret etme imkanın var, özlediğimi de biliyorsun, neden bunu daha sık yapmıyorsun merak ediyorum bazen.
Benim gibi tanrısı, kitabı olmayanlar adres bulmakta zorlanıyorlar. İyi görünüyorsun, iyisin, içim rahat, ama keşke biraz daha uzun konuşabilsek bazen.

Not: Gece, el ayak çekildikten sonra koca bir dilim de senin için bırakacağım mutfaktaki masaya. Aklında olsun canım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s