Evet abi, Kürdistan, ya ne olacaktı?

Türkiye’nin batısında, büyük şehrinde doğmuşsun. Şehrin en güzel semtinde oturmuşsun. Sen bebekken, bırak pervaneyi, maymun olmuş millet etrafında. Şahane büyümüşsün, özel okula göndermişler. Biraz daha büyümüşsün, kolejde devam etmişsin. Sonra üniversite okumuşsun. Yine büyük ve batılı bir şehirde. Gençliğinin büyük kısmı kalkınmış bir güney kasabasında, işin tıkırında, evin, araban olmuş. Bu hayatta ne genç yaşta anneni, babanı kaybetmişsin, ne ölümle tehdit edilmişsin. Dilini adam gibi konuşmayı beceremesen de hiç değilse yasak eden olmamış. Çatır çatır yazıp okumuşsun. Yabancı dilin de var, oooh, yeme de yanında yat. Demiyorum bile yurt dışına tatile gitmişsin, oralarda da okumuşsun filan. Çevrende bütün erkekler üniversite mezunu, yüksek lisans da derken kısa dönemden yırtmışlar zaten. Gidenler sapasağlam dönmüş, kayıp vermemişsin. 

Sonra, sen güneşli bir günde keyfederken, hayatında hiç gitmediğin bir coğrafyada, hiç görmediğin insanlar, hiç bilmediğin, hatta reddettiğin bir dilde nihayet artık pisi pisine ölmeyeceklerini garanti eden bir Başbakan’ın ziyareti sırasında, adeta yasak olan Kürdistan lafını telaffuz etmiş. WordPress’in proofread’i bile bu kelimeyi yok sayıp altına kırmızı tırtıklı çizgiyi çekmiş. İnsanlar kucaklaşmışlar. 

Kadınlar kucaklarındaki bebeklere bakıp, artık dağa çıkmak bitti, sizleri yaşatacağız demiş. Genç kadın sevgilisine bakmış ve biz evlenebileceğiz sevgilim, seni öldürmeyecekler demiş. Aylardır tek bir faili meçhul işlenmemiş. Silahlı güçler silahlarını susturmuşlar. Kendi dillerini konuşmaya, annelerinden duydukları dilde kendi türkülerini söylemeye, şiirlerini hatırlamaya başlamışlar. Başbakan kimsenin ölmeyeceğini garanti edeceğini farklı cümlelerle defalarca belli etmiş, barış demiş, barışmak demiş, biz barışıyoruz demiş. 

Sen, sanki Barzani senin kapına dayanmış gibi telaşa kapılıp haritaya bakmışsın. Hassiktir, adam Kürdistan dedi, Diyarbakır elden gidecek diye goy goy yapmaya başlamışsın. 

Ya, bi rahatla artık. Bak ben hadi inanmıyorum da, sen bari şu inandığın allah aşkına bir rahatla. Bi gerilme! Hayatında gitmediğin yer; yemeğini desen, ikinci sınıf yerlerde, büyük şehrinde anca taklidini yiyebilmişsin. Ne adam gibi lahmacun girmiş bugüne kadar midene, ne mumbar dolması. Yedim diye kendini kandırmışsın yıllarca. Şimdi bi rahatla bak.

O gördüğün harita var ya, hani Kürdistan dediği yerin simülasyonunu yapmışlar, sanki geçen hafta uğruna ölmeye cesaretinin yetmeyeceği ülkenden az önce kopmuş bir kıta gibi de sınır çizmişler; hah bak orası Mezopotamya. Sen bu tanımı tarih dersinden hatırlarsın bak kesin. İşte o Mezopotamya, hatırlarsan Türkler’in Anadolu’ya göçünden bile önce Kürtlerin yerleşik hayat yaşadıkları, vaktiyle çok verimli olan, kendi kültürlerini miss gibi yaşattıkları Mezopotamya’dır. 

Sonra, bak bunda senin de suçun yok, devlet politikası işte, hani tarih dersinde göğsünü acayip kabartan bir Kanuni dönemi vardır ya, fetih üstüne fetih, elli kere haritayı yeniden çizdiren günler, işte o günler bitince, politikadan anlamayan devletimiz Kürtlerin o güzel topraklarının da, kültürlerinin de içine afiyetle sıçmıştır. Sadece toprak olsa neyse. Katliamlar, modern günlerimizde bile beyaz Torosların bagajlarında taşınan çoktan ölüp gitmiş, kuyulara atılmış gençler…

Artık rahatla. Bırak insanlar oraya ne derlerse desinler. Kürdistan, Kürdiye, Land of Kurds. Onlara kalsın artık. 

Sen maaşını alıyor musun? Yabancı dil biliyor musun? Çakma da olsa Urfa kebabı filan az çok yiyor musun? Anan baban sağ mı? Çocukların da senin gibi vizeli schengenli, efendime söyliyim tek parça ve huzurla gezebilecek mi? 

Kısacası, orada insanlar ölürken, son 30 yılda 40.000 insan yitip giderken bir tehdit hissetmeden evinde mutlu mesut yaşadın mı? Vicdanın filan sızlamadan?
E, tamam o zaman. Sen bozma. Yine yaşa. Haritadan sana ne allah aşkına! Azıcık da onlar yaşasın. Ölmeden, öldürülmeden, kendi dilini konuşarak, gezip tozarak, mezar başında yıllar tüketmeden, biraz da onlar yaşasın. Nasılsa gitmeyeceksin, öyle ya!

Bi rahatla artık. Sen rahatlayınca hepimiz derin bir nefes alacağız. Ülke rahatlayacak. 

O yüzden, artık lütfen yıpratma kendini. Rahatla.

Reklamlar

Evet abi, Kürdistan, ya ne olacaktı?” üzerine 8 yorum

  1. Biliyorum, öyle çok bilgi veren, makale denmeyi hak edecek dolu bir yazı olmadı, ancak son günlerde içinde yaşadığım çevrenin, statü kaybetme telaşı ve o telaşla sözlü saldırıya geçişlerini biraz olsun önlemek, azaltmak istedim. Onlara cevaben yazdım, beğendiğinize çok sevindim.

  2. o başbakan’ın umurunda mı acaba insanların artık ölmeyecek olması? yani, demem o ki, o başbakan, acaba gerçekten barış için mi veriyor o sözleri, yoksa iktidarını daha da perçinlemek için mi?

    hergün, onlarca işçi ölüyor da hala memlekette, üstelik çoğu, neredeyse hemen hepsi hatta, kürdistanlı.

    yine hergün, çocuklarına borçtan başka bir şey bırakamayacağını anlayan genç babalar, sırf çocukları bari reddi miras yapıp borçlardan kurtulabilsinler diye intihar ediyorlar.

    ve dahi devamla, bu ülkede yine polis, yine jandarma, yine devlet baskısı ile gençler katlediliyor şehrin ara sokaklarında ve hatta meydanlarında, gözlerimizin önünde ve ölenler yine hep kürt, yine hep ermeni, yine hep alevi falan oluyor.

    gencecik asker çocuklar “intihar ediyorlar” başkalarının silahlarıyla kışlalarında, nöbette falan. ve bakıyorsun isimlerine, mesela “sevag” oluyor isimleri…

    ben barış konusundaki samimiyetine inanmıyorum başbakan’ın, bu yüzden evet, sonuna kadar katılıyor olsam da cümlelerinize, ne yazık ki gerçekçi bulmuyorum…

  3. İktidarın önüne geçmediği ve sonuçları çok ağır olan – kısaca bahsettiklerinizin tümüne – olaylara, fikrinize katılıyorum. Yazıda vurgulamak istediğim şey tuzu kuru olanların haksız kibiriydi.

    Ancak, Diyarbakır konuşmaları, Newruz ve benzeri, tarihi ve güçlü konuşmalar, buluşmalar gelecekte alınacak daha iyi kararların önünü de açıyor bir yandan. Erdoğan samimi olsun yada olmasın, benim gördüğüm, Kürtlerin, Alevilerin ve diğer azınlıkların iradeleri karşısında böyle bir başbakanın bile yapabileceği fazla bir şey yok zamanın ruhuna ve şartlara uymak dışında.
    Aslında demokratik bir adamın yapması gereken zaten samimi olup olmadığını ispat etmek değil, talepleri iyi okuyup azami cevap vermek ve hassasiyetleri gözetmek. Hassasiyetler konusunda çok becerikli değil, görüyorum, ama talep okumakta başarılı.
    Ben biraz daha zaman veriyorum.
    Anayasa değişmeden, Kürtlerin hakları yasalaştırılmadan, kanun güvencesine alınmadan, zaten çok başarılı bir sonuç beklemiyorum.
    Bence anayasal değişikliğe gidebilmek için güç arayışı hala devam ediyor Erdoğan’ın….
    Yorumunuz için çok teşekkür ederim.
    Sevgiler.

  4. o kadar saçmalamışsınız ki gerçekten hayret ediyorum pozitif ayrımcılık bu olsa gerek.Sanki Türkiye’de tek ezilen unsur Kürtlermiş gibi acite üstüne acite yapmışsınız.Boşbakan’ın kafasındaki plan altyapısı Şeriat olan bir Eyalet sistemi.Bu ülkede kim ezildiyse dili,dini,rengi ne olursa olsun hepsi alt tabandan olan insanlar ezildi.Emperyalistlerin köpeği olmuşsunuz yazık çok yazık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s