Halk’tan olmak ve halk kompleksi

Yol çok ıssızdı. Kırmızı ışıkta durmuştuk. İnsanlar birer birer terk etmişlerdi kasabayı. Hava hala sıcaktı, fakat pencereden gelen serin rüzgar, haydi diyordu, ağır ağır hazırlanın kışa, yaz bitti.

Ellerini direksiyondan çekip yanında duran çantasını açtı. Çıkardığı kremle ellerini uzun uzadıya kremlerken aynadan bana bakıp;

“Hayret bir şey doğrusu. Son derece sıradan yaşıyorlar, halk gibi, halkın içinde. Onları birbirinden özel kılacak, farklı bir statü verecek hiçbir ayrıcalıkları da yok üstelik. Ama şu tavırlara bak, öyle sıradan ve ortalama standartlarda yaşayıp, hepimizin okuduğu romanları, kitapları okumuş olmalarına rağmen sürekli bir ayrıcalık atfediyorlar kendilerine. Ne sanıyorlar ki? Halkız biz! Bunu reddederek neyi ispat edecekler ki?” deyiverdi. Onca yıldan sonra eski dostluklarının getirdiği hayal kırıkları sesinin her vurgusunda hissediliyordu.

“Doğru soru belki de bizimkisi değil” dedim. “Kendilerini ne sanıyorlar değil, halkı ne sanıyorlar ki bu kadar küçümsüyorlar?”

“Bu çok köklü bir reddediş. Adeta kompleks, fakat biz dostlarımızın bu tavrını hep gözardı ettik. Aristokrat bile değillerdi; alt tarafı 70’lerde üniversite okumuş, meslek edinmişlerdi. İyi de çoğumuz edindik! Kâh meslek okulunda, kâh üniversitede. Aynı şeyleri yedik içtik, aynı kitapları okuduk, benzer kalitede giyindik, aynı mahallelerde birbirlerimizin evlerinde büyüdük. Eşlerimizi ortak arkadaşlarımızın içinden, yakın çevremizden, aynı kültürden seçtik. Düğünden cenazeye; biz birlikteydik!”

İsyan ediyordu. Yalnızdık ve bıkkınlık gelmişti bu halimizden. Yeşil yandığında hiç acele etmeden gaza bastı ve çok daha ıssız olan ev yoluna saptık.

“Halk biziz. Bak bize; yeni emekli olduk, güç bela ellilerimizde ev sahibi olduk. Borç ödedik, iki çocuk okuttuk, yine ödedik, ve ödüyoruz. Yılda 15 gün bile tatil yapamadığımız günler oldu. Herkes gibi çalıştık. Üstelik onlar da böyle yaşadılar. Gözümüzün önünde yaşadılar. Birlikteydik. Paylaştık bu süreçleri.” Gözleri dolmuştu artık. Konuştukça öfkeleniyordu.

“Ve sonra bugün! Dönüp bakıyorum da, hele ki politik duruşlarımızı belli ettiğimiz sohbetlerde, bütün argümanları küçümseme dolu, “halk” diyorlar; sanki hiç onun bir parçası olmamış gibi, kelimeyi ezerek, suyunu çıkararak, tiksinerek söylüyorlar. Bu nefretin sebebi nedir allah aşkına? Halk bize ne yaptı, onlara ne yaptı?”

Sustuk. Park ediyordu. Bagajdaki torbaları almamı istedi.

Bahçeye girdiğimizde kapıyı açmadan önce sandalyelere oturduk. Torbaları kapının önüne gelişigüzel bırakmıştım. Sigara yaktık. Çiçeklerine baktı bir süre. Bahçenin her santimini gözüyle uzun uzadıya taradıktan sonra derin bir nefes aldı.

“Baban akşamüstü sulamış galiba bahçeyi, iyi bari.” dedi. “Biraz daha farkında olmak, bilmek ve daha hızlı anlamak, daha iyi konuşabiliyor olmak da pekala halka ait özelliklerdir, bunun için asil ırktan gelmemize, aristokrat olmamıza, akademik kariyere gerek yok. Bu özelliklerin bize halktan daha üstün bir statü verdiğine inanıyorsak zihnen biraz hastayız demektir. Bu bir kompleks değilse nedir?”

Araya girmek istedim o sırada.

“Siz kalabalıktınız ama dar bir çevrenin içindeydiniz. Yalnızca kendinize  benzeyen insanlarla yaşadınız. Sayıca çoktunuz ama çeşitli değildiniz. Onlar bu kalabalığı çeşitlilik saydılar. Kâfiydi onlar için. Tatile çıktıklarında rastlantı sonucu uğrayıp keşfettikleri köylerin sakinlerinden sıcak, sevecen bir ses tonuyla fakat tatlı da bir alayla bahsederlerdi. Halk kelimesini böyle zamanlarda daha çok kullanırlardı. Halk şöyle yiyor, böyle içiyor diye anlatırlardı. Çocukluğumda böyle sohbetlere az denk gelmemişimdir.” diye destek verdim.

Derin bir hayal kırıklığı yaşıyorduk bize yakın olduğunu düşündüğümüz insanlarla ilgili. Artık kopuktuk. Kopup gitmeyi onlar tercih etmişti. Üstelemenin alemi yoktu.

Eve girdikten sonra bir daha konuşmadık. Ne ilk ne sondu bu konunun açılması. Böyle isyan edecekti zaman zaman.

Yatağımın ucuna oturdum. Benden kopup gidenleri saydım kafamdan. Zihnimdeki her isimle birlikte, bir kere daha halk olmayı, halktan olmayı daha çok sevdiğimi hissettim. Başka bir statüm hiç olmamıştı ki. Emin oldum buna. İyi eğitim almıştım, klasiklerin canına okumuştum, güzel yerler gezip görmüştüm, Avrupa’nın küçük bir kısmı da dahildi üstelik. Fakat hemen kapının dışında kalan yamaca ve köye baktım penceremden. Bu kasabadaki en sıradan insanlardan biriydim. Büyük bir deham yoktu. Yaratıcılığımı yine de küçümsemiyordum.

Yeterli zaman ve fırsat verildiğinde ‘halk’ın her bireyi kendini en az benim ve çevremdeki insanlar kadar geliştirebilirdi. Fakat gerek görmüyorlardı, çünkü toprakları vardı, ilgileri, bilgileri toprağa dönüktü. Ben de bu konuda pek cahildim üstelik. Onların doğal ve coğrafi bilgilerinden yoksundum. Onlar da kendilerine uzak coğrafyalarda yazılmış romanların vereceği bilgilerden. Onların benim ilgi alanlarıma uzak olması hiçbirini eksiltmiyordu. Hepimizin günlük yaşantımızda işimize yarayacak kadar zenginliği vardı.

Bugünkü kavganın, huzursuzluğun ve çatışmanın özünün, bu ülkede halk’tan olmayı kendilerine yediremeyip kendisine hiç olmayan statüler ve ayrıcalıklar atfeden insanların bence gülünç görünen bu tavrının oluşturduğuna inanıyorum.

Ve hem kendilerine, hem halka, hem de gerçekten demokrasiye, barışa inananlara böyle ucuz bir sebepten habire vakit  kaybettiriyorlar.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s