“Denge” deki Sohbetler

Bu sabah alışkın olduğum saatten daha erken uyandım. Uzun bir banyo serüveninden sonra hiç acele etmeden giyindim, oğlumu öptüm ve işe gitmek üzere kapıdan yürüyüp çıktım. Ali’yle saat 07.10’da bahçedeki merdivenin en üst basamağına oturup güneşin karşı tepeden nasıl da o kadar hızlı yükseldiğine hayret ederken aklıma ’93 – ’94 yılları geldi.

Ali’yi anneannesine devredip, patikadan ana yola çıkarken Kanlıca’da erken uyandığım günleri, güneşin yükselişini izlemek üzere tırmandığım tepeyi düşündüm bir süre. Bizi uyaran çok fazla dış etki olmadığı içindi belki de, güneşe, aya, sürü halinde akıp giden deniz analarına ve yılda yalnızca bir kere açan kaktüslere bugünlere kıyasla olağanüstü geniş vakitler ayırıyorduk. Üstelik bundan büyülü bir zevk alıp, akşamı o coşkuyu kaybetmeden getiriyorduk. Doğarken o kadar iri görünen ay ve güneşin neden zirveye ulaştığında küçücük göründüğünü tartışıyorduk. Gerçek bir fikrimiz yoktu, google’mız yoktu, evdeki ansiklopedilerle idare ediyorduk işte…

İşe gelmek üzereydim. Yol boyunca çevreme bir an olsun dikkat etmeden, zihnimin içinde yürüyüp gelmiştim. Kafamı kaldırdığımda deniz kenarındaki parkın önünden geçiyordum. Teknelere baktım biraz. Hala vaktim vardı, parkın içine girip bir banka oturdum.

O yıllarda ilk defa oyun oynamak yerine uzunca bir süre sohbet edebilen bir arkadaşım olmuştu. Ev dar geldiğinden olsa gerek; sürekli yürüyorduk. Çocuktuk, hangi çocuk uzun uzadıya otururdu ki zaten?

Bir parkımız vardı. Kimsenin uğramadığı, belli saatler dışında neredeyse hiç kullanılmayan. Tanıştıktan kısa bir süre sonra oraya dadandık. Parkta ilk dikkatimizi çeken büyük ve yüksek tahterevalliler oldu. 10-11 yaşında çocuklar için diğer ufak ve alçak oyun aletlerinin pek bir çekiciliği kalmıyor haliyle. Konuşmamızı bölmeden oturduk; gerçekten ciddi bir yükseklikti. Aynı hizaya geldiğimiz zaman ikimizin de ayaklarının yere değmediğini keşfettiğimiz an dengede durmak için uğraşmaya, ileri geri yeni pozisyonlar almaya başladık. Aklımız tahterevallide değildi, bunun üzerine tek kelime etmiyorduk. Zaten hararetli akıp giden sohbetimiz, şimdi üzerine hiç konuşulmayan başka bir ortak uğraşla daha da heyecanlıydı o kadar.

Bu şekilde hareketsiz ve dengede oturalı kaç saat geçmişti hatırlamıyorum. Hava kararıyordu. Artık o kadar rahattık ki bağdaş kuruyorduk. Bir şeye kahkahalarla gülmediğimiz sürece oturduğumuz yerde bir santim bile yükselip alçalmıyorduk. Olur da dengemiz hafif bozulacak gibi olursa sırtımızla ileri geri eğilip ağırlık noktasını eşitlemek yalnızca birkaç saniyemizi alıyordu.

’93 yılında başladığımız “denge”deki sohbetlerimiz ’94 ve ’95  yıllarında, ikimizin de yabancı dil öğrenip, daha uzaktaki okullara gidip gelmemizle yoğunlaştı. İngilizce konuşup, okullarımızdan bahsediyorduk. En çok da hayal kuruyorduk. İleride şöyle olacak, böyle olacak… Daha çok arkadaş edineceğimizi sanıyorduk, fakat yalnızlaşmıştık. Biraz sıkıcı görünüyorduk. Geriye kalan arkadaşlarımız boşta duran tahterevalliye ilgi göstermiyordu, çekici gelmiyordu onlara denge işi.

Bu sabah parkta otururken, karşıdaki tekneden iki kişi indi. Neredeyse yetişkinler. Bir süre etraftaki kedi ve köpeklerle ilgilendiler. Yürüyüp gidecekler sandım. Tahterevallilerden büyük olanına oturup sohbet etmeye başladılar. Bir süre sonra dengede kaldılar ve bağdaş kurdular. Ne konuştuklarını duyamıyordum ama çok keyifli görünüyorlardı. Artık kalkıp işe gitmem gerekiyordu fakat kıpırdamadan ne kadar uzun orada kalacaklarını da merak ediyordum. Geç kalmak üzereydim. Kalktım. Onları görmek çok hoşuma gitmişti.

Annem yıllar sonra o günler üzerine konuştuğumuz bir akşamüstü “o kadar saat hiç hareket etmeden neler konuşuyordunuz ve nasıl sabit kalmayı beceriyordunuz hala bilmiyorum” demişti.

Bu sabah o iki kişiye rastladıktan sonra düşünüyorum, “denge”li sohbet ediyorduk.

 

Reklamlar

Suç İşleyen Babalar ve Ergenekon Davası

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ
Eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Hurşit Tolon
Emekli Orgeneral Şener Eruygur
Gazeteci Tuncay Özkan
Emekli Tuğgeneral Veli Küçük
Emekli Albay Muzaffer Çiçek
Fuat Selvi
Hasan Ataman Yıldırım
Emekli Orgeneral Hasan Iğsız
Emekli Orgeneral
Nusret Taşdeler
Avukat Kemal Kerinçsiz
Emekli Albay Fikri Karadağ
Mustafa Özbek
İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek
Eski Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol
Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin
Bu isimlerin hemen hepsinin eşleri ve çocukları var. Dostları ve komşuları, yıllarca yanyana çalıştıkları meslektaşları var.
Mesleki duruşu ve niyetleri ne olursa olsun, bir çocuk için anne ve baba istisnalar dışında, koşulsuz sevgi duyduğu insanlardandır. Bu sebeple, çocukları, eşleri ve geride kalan sevdikleri, iyi anılar biriktirdikleri yakınları adına müebbet hapis cezası üzücü.
Ve fakat!
Onlarca yıldır Özel Harekat Dairelerinde yürütülmüş gizli toplantıları kim unutabilir?
O toplantılarda alınan asimilasyon ve yok etme kararlarını kim unutabilir?
Müebbet hapis cezası alanların acımasızca attığı imzaları, azmettirdikleri faili bizce hep belli olan cinayetleri kim unutabilir?
İster Kürt militanı ister Kürt sivil halkı olsun, binlerce insanı öldürmeye gönderdiği gencecik askerlerin de ölümüne sebep olduklarını kim unutabilir?
Ben unutmam.
Hiç birini de yutmam, yutamam.
Bu sebeple mahkemenin yukarıdaki isimler ve daha niceleri hakkında vardığı hüküm ve verdiği karara destek oluyorum.
Çok cesurca ve olması gerektiği gibi.
Darbelerin bir ülkede uzun vadede nasıl bir ekonomik ve sosyal sarsıntıya sebep olduğunu hala anlayamayan insanların, bu karara da gözü kapalı itiraz edeceğini biliyorum. Ama bazılarımız için öğrenmek ve anlamak, hakikate yaklaşmak daha uzun bir süreci gerektirir. Bunu da anlayışla ve sabırla karşılamak gerekir sanırım.
Avrupa, darbeci diktatörlerini yargılayıp cezalandırdığında alkışlayan ve demokrasiden dem vuran yakınlarımız, kendi darbeci askerlerimiz, bürokratlarımız, yargı mensuplarımız yargılanıp hüküm giydiklerinde neden şaşırıp tedirgin oluyorlar?
İçimde bir damla tedirginlik ve korku yok!
Bu konuda yazacak başka bir şeyim yok.
Halktan gizli ve halka rağmen yapılan her planın ve teşebbüsün bir gün ister mahkemelerde, ister halk vicdanında yargılanacağını görüyoruz hep birlikte. Bundan daha umut verici ne olabilir?