Aa, Afedersiniz, Çalmış mıyım?

Adam 85 yaşında, eski bir işadamı. Misafir ettiği hanımefendi bir Avrupa ülkesinin (artık emekli ve de rahmetli olan) başkonsolosunun eşi. Çok yoğun olmasa da, hafif bir diplomasi kokusu alıyor insan sohbet ederken.

Ancak bugün aynı plaja birbirimizden habersiz geldik. Bizi fark etmedi eski işadamı ve rahmetli başkonsolosun hanımı. Uzakta, restoranın verandasında oturdular yanyana. Plajı, çocukları, gidip gelenleri izliyorlar. Bizi fark etmiyorlar, çünkü hareketsiziz, uzanıyoruz, uzandığımız yerde sohbet ediyoruz. Çok da fark edilmesek iyi olur, bugün başka bir havadayız ve yaşlıların bize sarmalarını istemiyoruz pek.

Bir süre sonra kalkıyor eski işadamı ayağa. Başkonsolosun eşi yalnız kalıyor masada.

– Bizi fark etmiş midir ki? diye soruyorum.

– Yok, diyor yanımdaki. Bu mesafeyi algılayamamıştır, fakat bu tarafa doğru yürüyor, fark etmez umarım.

– Off, bakmayalım da görmesin, diyorum.

Adam sakin sakin yürüyor. Kamburunu çıkarmış hafif, iki elini birleştirmiş arkasında. Ensesinden boynuna doğru bir tülbent sarkıyor. Sanki birini ararmış gibi, etrafını kolaçan etmeye başlayınca hepten siniyoruz şezlonglarımıza. İnsanda şüphe uyandıracak kadar ağır ve bakınarak yürüdüğü için izlemeden duramıyoruz bir yandan.

Nihayet bir şemsiyenin altında yan yana duran iki şezlongun başında dikiliyor bir süre. Etrafını gözleyerek eğilip, eline geçen çantaya bakıyor şöyle bir. Sonra çantadan vazgeçip, rast gele atılmış olan havluyu ve sehpadaki güneş gözlüğünü alıp, büyük bir soğukkanlılıkla geri dönüyor.

– A-ah! Gerçekten de aldı, diyor yanımdaki.

– E, kendi şezlongudur, kendi eşyasını almıştır, diyorum.

– Hayır, kesinlikle başkasına ait olan bir şeyi aldı, diyor yanımdaki.

– Dünya zengini bir adam, neden yapsın ki bunu, yok artık! diyorum.

Biz tartışmaya devam ederken, adam masaya varmış, gözlüğü başkonsolosun eşine veriyor. Kadın bir iki kere evirip çevirdikten sonra, takıyor, deniyor ve gazetesini gözündeki yeni gözlükle okumaya devam ediyor. İkisi de sonuçtan memnun, kahvelerini içiyorlar.

– Bak, gördün mü, diyor yanımdaki. O eşyalar onların değil. Adam öylece gitti, aldı ve kadına verdi. Kadın da vay, may deyip taktı işte!

Dur bakalım, anlarız birazdan eşyaların gerçek sahipleri gelince diye geçiriyorum içimden. Hem komşumuz, hem de görüştüğümüz bu yaşlı insanların neden böyle bir şey yapmak isteyebileceğini düşünüyorum şaşkınlık içinde. Konduramıyorum sanırım.

Bir süre sonra gidiyor yaşlı çift.

Ve onları takiben, sarışın genç bir kızla, esmer bir oğlan geliyor şezlongun başına. Çantadan telefonlarını alıyorlar. Kız havlusuna bakınıyor. Yüzündeki ifade giderek değişiyor. Gözlük de yok…

– Ben gidip anlatacağım, diyorum. Öylesi daha doğru olacak.

Kalkıp yanlarına gidiyorum. Olayı, şaşkınlığımızı ve çiftin kimler olduğunu anlattıktan sonra,

– Rica ederim, burada bu meseleyi ustalıkla ve sessizce çözebilecek üst düzey yöneticiler var, lütfen onlarla halledin, çünkü yaşlıların rencide olmasını, saygınlıklarına bir zarar gelmesini istemeyiz, diyorum.

– Elbette, diyor kız. Ben kimseden şikayetçi değilim. Yalnızca gözlüğümü istiyorum. Onu alayım yeter.

– Çünkü zaten belli ki ufak bir heyecan aramışlar. Yoksa bu kasabadaki bütün gözlükçüleri satın alabilecek bir adamdan bahsediyoruz. Yaşlılık işte, diyor yanımdaki.

Akşamüstü olayın, bir yönetici tarafından sessizlik içinde ve ustalıkla çözüldüğü haberini alıyoruz. Hepimizde bir rahatlama.

Sevindirici haber gelene kadar epeyce kıvranıyorum kendi kendime, iyi mi yaptım, kötü mü yaptım, ya olay dallanıp budaklanırsa, ya yaşlıları incitecek bir boyuta ulaşırsa… Bir yandan kıkır kıkır gülüyoruz.

Akşamüstü eve dönerken telefon çalıyor. Arabadayız. Yaşlı adam arıyor! Ürperiyoruz hep birlikte.

– Nasılsınız efendim?

– İyiyim, teşekkür ederim. Neler yapıyorsunuz? diye soruyor yaşlı adam.

– Denize geldik, dinlendik, siz de denize girdiniz mi bugün, hayli sıcaktı hava, diyor yanımdaki.

– Girdik efendim, girdik. Sahiden sıcak. En kısa zamanda görüşelim, bir yemek yiyelim, diyor yaşlı adam.

– Pekala efendim, mutlaka yapalım. Size iyi akşamlar dilerim, diyor yanımdaki.

Konuşma bitince üzerimizdeki ürperme de geçiyor hızla, kahkahalar içinde varıyoruz eve.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s