İnkâr ve Utanç

(sevgili arkadaşım Ömer Bahadır’a…)

 

Bu yıl soykırımla ilgili film izlemedim. Anıları da okumadım elimden geldiğince. Geçmişte okuduklarımın yarası öylece açık ve ağır…

Gece eski bir arkadaşım aradı. Sesi titriyordu, ağlamak üzereydi. Belki de gün boyunca ağlamıştı zaten.

Sokaktaydı; benimle konuşurken bir yandan yürüyor ve hızlı hızlı soluk alıp veriyordu. Kimseyi görmek, kimseye gitmek istemiyordu.

“Evimin etrafını belki onuncu defadır turluyorum şu anda ama bir türlü giremiyorum eve bu gece” dedi. “Doksan yıl önce bizden habersiz yüz binlerce çocuğu, kadını, erkeği öldürüp, öylece yaşamaya devam ettiler. Sonra böyle bir kıyım olmadı dediler. Utanç içinde kıvranıyorum, yüreğimdeki yükün ve vicdan azabının bir tarifi yok, sürekli özür dilemek istiyorum ben ama yine de yara olarak kalır böyle bir geçmiş, geçmez ki” diyordu.

Gitmek istiyordu buralardan. Türklüğün içinde biriken o kadar çok utanç ve inkâr var ki, bana ağır geliyor Türk olmak diyordu.

Evet, bizim payımıza büyük bir utanç ve vicdan azabı düştü haberimiz ve dahlimiz olmayan böylesi dehşet verici bir kıyımdan. İnsan, temize çıkmayı istemekten daha ötesini umut ediyor. Âdeta imkânsızı istiyor.

Yarayı iyileştirmek, bilim kurgu filmlerindeki gibi bir zaman yolculuğuna çıkıp tarihin seyrini tersinebilir kılmak, yaşama şansı elinden alınanlara hayatlarını geri vermek istiyor.

İmkânsızı imkânsızlığıyla başbaşa bırakıp da gerçeğe dönünce, bu suçluluğu belki bir nebze olsun azaltmanın yolu da yok değil. El konulan malın mülkün iadesi, yüzleşme ve tarihin resmi olarak gerçeklere uygun revize edilmesi…

Bütün yapılabileceklere rağmen, o fotoğraflar, izlediğimiz belgesel filmlerden aklımıza kazınan kareler, Ermeni yakınlarımız ve dostlarımızın birebir anlattığı anılar, hikâyeler hep bizimle kalacaklar. Biz aklımızdan vazgeçmediğimiz sürece, hafızamızda yer edecekler. İçimiz az buz cız etmeyecek. Utanmaya devam edeceğiz. Buralardan gitsek de böyle olacak bu.

Kalırsak, hem bundan sonrası için yüzleşme mücadelesi verip, devletin de bu yüzleşmeyi resmen benimsemesine çalışacağız, hem de bu çağda payımıza düşen vicdan azabını yaşayacağız.

Utanç, mücadele etmeyi tetikleyen ilk duygumuz değil mi zaten soykırım konusunda?

Onu beslemeyenler adına utanmıyor muyuz zaten?

Telefonu kapatmadan önce “Ermeni soykırımının o günkü faillerinden çok, bugün hala duyarsız kalan, arşivlerde belgelenen gerçek tarihi milliyetçi gürültüleriyle edepsizce bastırmaya çalışanların tavırlarından utanıyorum ben” dedi arkadaşım. Bunu söylerken öfke içindeydi.

Konuşmamız bittiğinde, kollarımda çoktan uykuya dalmış olan Ali’ciğime baktım. Biz yüzleşmeyi şimdi beceremez ve bunu devlete benimsetemezsek, Ermenilerin geçmiş acıları Ali gibi çocukların yarası ve utancı olmaya devam edecek. Bizim gibi mahcup duracaklar. 1915’e karşı, Hrant’a karşı, Samatya sakinlerine karşı…

Ali uyurken bunları düşündüm. Arkadaşımın ağlamaklı, öfkeli ve sıkıntılı sesi kulaklarımda, aklımda dehşet verici kıyım sahneleri, güç bela uykuya daldım gece yarısı.

Biri şöyle demişti: “Herkes hak ettiğini yaşar.”

Artık inanmıyorum.

Ne biz, ne Ermeniler, ne Kürtler, ne Aleviler ne de aciz durumda bırakılan diğer azınlıklar, hiç hak ettiğimizi yaşamadık.

Büyük bir haksızlıktı yaşanan.

Soykırımın inkârından bugüne kadar gelen utanç, doksan yıl sonra bize yaşatılan büyük bir haksızlık.

Reklamlar

İnkâr ve Utanç” üzerine 4 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s