Ama Sen Yine de #benideFazilSay

Geçen yıl, Fazıl Say milletin dini duygularına hakaret ettiği gerekçesiyle ilk defa sorup soruşturulduğunda aklıma yine aynı ufak ve uzak anı gelmişti. Bugün 10 ay hapis cezası verildiğini okuyunca içimden “gündem ola, beri gele” dedim.

Daha 2000’lere yeni girmiştik. Fazıl Say Eskişehir’de bir work shop yapmaya gelmişti konservatuvarın piyano bölümü öğrencileriyle. Küçüktük gerçekten. 15, 16, en fazla 18 yaşlarında kalabalık bir öğrenci grubu. Piyanist değilim, klarnet bölümünden mezun oldum, ama en yakın arkadaşım aktif olarak katılmıştı çalışmaya. Ben de izlemek için eşlik etmiştim ona.

Fazıl Say da haliyle daha gençti ve yıldızının yeni yeni bütün dünyada parladığı günlerdi. Biraz küstahtı. Biraz mı? Tamam, dürüst olayım, feci küstahtı bence. Bir öğrenciyle işi bittikten sonra, kafasını bile kaldırmadan “sıradakiiii” diye sesleniyordu seyirci koltuğunda dizilmiş bekleşen öğrencilere. Sanki onu silah zoruyla getirmişler de bir an önce çalışmayı bitirip basıp gitmek istiyordu. Yeni araştırma görevlisi olmuş bir hocamız vardı. Minyon, çocuk gibi ve çok kibar bir kadındı. Fazıl Say, olağanüstü kaba bir sesle, adın ne, hadi sen gel şimdi gibi bir laf etmiş, kadıncağız minicik öğrencilerinin arasında sıkkın sıkkın ben hocayım Fazıl Bey demişti. Ama onun yüzündeki ekşilik de, küstahlık da yumuşamamıştı…

Böyle bir hikayesi kaldı bende Fazıl Say’ın.

Keşke sadece küstah tavrı eleştirilmiş olsaydı bugüne dek. Belki de ona açılan dava ve davanın kararı, münferit vakalarda insanları incitmiş olmasına yönelik eleştiri yapamayıp, ancak  bu yolla törpülemeye çalışan zihniyetin sonucu. Bunu beceremiyoruz gerçekten. Kınamak isteyenler kınayabilirdi kısaca, fakat dine hakaret, özünde ne demek? Ne oluyor tam olarak bir kitlenin inancını eleştirip, karikatürünü yapıp dalgasını geçtiğimizde?

Çocukluğundan beri dört duvar arasında, çok da sokak tadı almadan büyük bir disiplinle piyano çalışmış, ama sonunda bir virtüöz olmuş, yorumculuğunun yanında bir de korkunç yaratıcı ve güzel besteler yapmış olan Fazıl Say’ın geçen seneden beri başına gelenler bir tuhaf. Alıntıladığı Hayyam dizeleri Fazıl dillendirmeden önce de vardı.

Hayyam’ın kitapları en yakın bildiğim bizim evimizdeki kitaplıkta olmak üzere, tanıdığım bir çok insanın evinde mevcut.

Şiirler hep elimizin altında.

Mesele ne?

Hayyam’ı mı yasaklayacağız, Fazıl’ı mı susturacağız?

Kitap mı yakacağız?

*********************

Gelelim dini hassasiyete (böyle bir şey sahiden olmalıysa eğer)…

Aynı değerde görülmesi gereken bir diğer hassasiyetin de dinsizlerin hassasiyeti olduğunu kabul etmek gerekmez mi böyle bakınca?

Her gün bir alay adam dinsizlik duygularımıza alenen küfreder, hakaret ederken olan aynı şey değil midir?

İncinen şey temelde inançlarımızla aramızda kurduğumuz bu tuhaf duygusal bağ ise (ister dindar ister dinsiz olsun) ve Fazıl’ın yaptığı suç teşkil edecekse, o halde o bir alay insanın dinsizlere yaptığını nasıl değerlendireceğiz?

Bana kalırsa şu inançlarımızla aramızdaki duygulara bir çeki düzen vermek, suç sayıp cezasını vermekten daha mantıklı olacak.

Bunun bir sonu yok çünkü. Dinlerin tümünü ve dinsizliği sıradışılıktan çıkarmak gerekiyor bir an önce.

Bu topraklarda çoğunluğun inandığı birçok şeye başka topraklarda daha başka bir çoğunluk inanmıyor. Mesele bu. Evrensel bir anayasadan bahsediyoruz hiç de evrensel davranışlar gösteremiyoruz. Evrensel bir anayasaya ihtiyaç duyuyoruz, buna göre evrensel hukuktan, alt düzenlemelerinden bahsediyoruz, fakat verdiğimiz cezaların, değerler sistemimizin hiçbir evrenselliği yok. Dine hakaret, bayrağa hakaret, kuruma hakaret, peygambere hakaret, Atatürk ilkelerine hakaret veya hepsine birden saygı gibi ucu bucağı açık kalmış belirsizlikler bizi hiç de evrensel bir anayasaya götürmüyor. Çünkü içinde insana ve insanın temel haklarına dair hiçbir şey yok bu sayılanların. Militer kodlama kokuyor hepsi. Şu, tankı kullananın değil de tankın cezalandırılması klişesi gibi tıpkı.

Nelerin hakaret kapsamına girdiği son derece belirsiz ayrıca.

Sokak ortasında insan insana hakaret edebiliyor, çoğu cezasız kalıyor. Toplum içinde yoğun bir şekilde küçük düşürülebiliyor birçok kişi. Somut bir kırılma, utanma, üzerine atılan iftira dolayısıyla yakasını bırakmayan her an kendini savunma hali… Uğradığı hakaretin getirisi gerçek hayatta da çok somut ve can yakıcı olabiliyor. Ancak cezasız kalıyor birçoğu.

Fazıl’ın hakaret ettiği dine mensup kişiler, oturdukları yerde nasıl bir can yanması yaşıyor olabilirler diye çok düşündüm. Ekranın bir ucundayım, müslümanım (mesela) ve haberlerde Fazıl Say’ın dinime hakaret ettiğini duyuyorum. Üstelik bunu kendi kelimeleri ile değil, bir 11. yy düşünürü ve yazarı olarak bilinen Hayyam’ın dizeleriyle yapıyor. Bunun bende yarattığı kaybetme hissi veya  açma ihtimali olan yara ne kadar somut? Toplumdaki duruşumu ne kadar zedeleyebilir? Beni somutta zedelemeyecek bir eylemi nasıl hakaret olarak algılarım? Bunun suç olduğunu nasıl düşünürüm?

Bugün dünya sanat günü ve Fazıl Say (şahsına dair geçmişten edindiğim izlenimim bir kenara) olağanüstü bir sanatçı. Bu dava ve kararı olsa olsa onu bir kez daha sanatıyla gündeme getirir ve güçlendirir. Umarım böyle de olur.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s