Mektup

İçimden hiç gelmiyor seni kandırmak.

Bazen düşüyorsun ve canın yanıyor. Ağlamaya başlıyorsun. Hemen kucaklayıp öpüyorum elbette. Canımın eş zamanlı yandığı başka bir varlık olmadı hiç. Geçti, geçti demiyorum. Geçmediğini kendimden biliyorum. Yine de öptüğümde sakinleşiyorsun ve bu ilgi acıyla ilgili refleksini olgunlaştırıyor.

Üç gün ilgilenip, başından ayrılamadığın o nefis oyuncak dördüncü gün seni sıkıyor. Onu sana ilginç göstermeye çalışmak ne saçma olurdu. Bütün fonksiyonlarını keşfedip, tadına bakıp canını çıkarmışsın artık. Bu durum hiç değişmeyecek. Yaşam boyu edindiğin, eline geçen bir çok şey bir süre seni oyalayacak, özel anlamlar atfettiklerin bile olacak, ancak değişiyoruz her gün; beklentilerimiz, hayallerimiz, enerjimiz ve zihnimiz durmadan yenileniyor. Yaşam boyu sıkılmamak diye bir şey mümkün olmayacak. Bu yüzden, oyuncağından sıkıldığında bunun da tadını çıkarman için uğraşıyorum. Sıkıldığın şeylerin yerine alternatiflerini hemen getirmek istemiyorum. İçimden gelmiyor. Çevrene bak ve keşfet istiyorum seni eğlendirecek diğer malzemeleri.

Hasta oluyorsun arada. Çok sık değil belki. Ağrıların ve rahatsızlık hissi yokmuş gibi davranmanı beklemiyorum senden. Kim ister ki tıka basa yemek, oyun oynamak hastayken, hatta doğru düzgün uykuya bile dalamazken. Yine de hasta olunca mızmızlanmanın bile bir keyfi var, onu da sürebilmeni istiyorum.

İlk defa sahiplenmeye başladın bazı eşyaları ve kendi evini. Paylaşmayı öğrenmen için önce aitlik hissini keşfetmen gerekiyor. Eline aldığın eşyaları bir başkasına inatla vermeyişin rahatsız etmiyor beni. İnsan hangi giysilerin, hangi odanın, hangi kitapların kendisine ait olduğunu öğrenmeli. ‘Benim’ diye kucaklamalı. Bu ilkin tadını aldıktan sonra, öğreneceksin zaten ilerde, paylaşmadığın zaman yalnızlaştığını.

Yürümeyi becerebildiğinden beri elini daha az tutar oldum. Kucaktan inince zemine desteksiz basıp, istediğin hızda yürümeni izlemek ve bağımsız davranabildiğini görmek büyük bir mutluluk benim için. Ellerini istediğin gibi kullan istiyorum. Vücudun senin, müdahale etmek gelmiyor içimden adımlarına. Yürü işte, yollar senin!

Sesini keşfediyorsun. Bağırıp çığlıklar atıyorsun. Evet, çok tizler ve gece yaklaştıkça insan sessizlik de arıyor. Sesinle neler yapabildiğini izlerken duyduğum keyfi sessizliğe bin kere tercih ederim. Nasılsa bağırmaktan yorgun düşeceksin ve ortalama tonu tutturacaksın bir gün. Bu günlerde sana şşt demek de gelmiyor içimden. Sus demek istemiyorum. Konuş, bağır, çığlık at, belki ben de katılırım arada sana.

Bazen keyifle oynarken, elinle rahat kavrayabildiğin eşyaları fırlatıyorsun uzaklara. “Hayır” demek gelmiyor içimden. Etki alanını öğrenmeli insan. Attıkların bir gün kırıldığında, isabet eden yerler zarar görüp işlevinden yoksun kaldığında zaten fark edeceksin neleri atıp neleri atmaman gerektiğini.

Koltuğun altına kaçan oyuncaklarını alabilmen için itmeyeceğim o koltuğu. Sana bir sopa buldum bahçeden. Onunla nasıl alabileceğini gösterdim. Bunu oyunlaştırabileceğini de öğrendin. Koltuğun altına kaçanların gerçekte kaybolmadıklarını artık biliyorsun.

Ne sıkılmaktan, ne açılan yaralardan, ne gürültüden ne de kaybetmekten kork. Üzül, hayıflan, bazen şikayet et, tepine tepine ağla istersen, ama içinden geleni yapmaktan korkma. Ben hiç korkmadım, istediklerimi yaparken tereddüt etmedim. Yanlış yaptığım çok şey oldu ama sayelerinde bin tane doğru keşfettim.

Bu arada belki de en önemlisi, insan her aşık olduğunda ilk defa oluyormuş gibi yaşar, ama “gibi” yaşar ve gerçek hiç böyle değildir. İnsan bir ömre sayısız aşk sığdırabilir. Bir aşkın acısını gerektiği kadar, seni dibe vurduğu kadar çek. Sonra vur ayaklarını dibe, ittir kendini yeniden yukarı. İnsan değişmeden ve hareket etmeden duramaz. Bu yüzden dipte çok uzun kalmayacağını bil.

İnsan ölmeye yakın, elinde bir tek anıları kalır. Anıları yapan ‘şimdi’leri iyi kullan. Onları sonraki bir zamana erteleme; ertelersen biriktirecek anın olmaz. Şimdi senin en kıymetlin olmalı. Ayrıca sadece güzel anılar değildir hatırlamaya değenler. Acı şimdi’lerden de iyi anılar kalır geriye. Salt mutluluk arama yaşadığın ‘şimdi’nin içinde.

Ali, benim ufaklığım, ben en fazla seni çok sevebilirim. Şimdi öyle yapıyorum mesela. Sen uyurken başında oturmuş sana mektup yazıyorum. Seni sevebilmek, biriktirebileceğim iyi kötü her anımın üzerinde. İnsanın yaşam boyu sevmekten vazgeçemeyeceği birini tanıması olağanüstü bir his. Umarım bunu yaşayabilirsin bir gün.

Annen.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s