Bir Yolculuk, Üç Durak

Bitkindim. Son 28 saattir uyuyacak vakit bulamamıştım. Uzun bir veda partisiydi. Belki de en çok ağladığım günlerden biriydi. Kendimi anlamaya başladığım bir ülkeden, ailemin yanına dönüyordum. Bavullarım, notalarım, klarnetim son defa uyuduğum bu ufak odanın kapısında hazırdı. Onlarca arkadaşımla vedalaşmıştım. Odamın telefonu son defa çaldı. Taksi gelmişti.

Sürükleyerek asansöre yükledim bavulumu. Asansörün kapısında gelecek Cuma Mariacka caddesinde okulun vereceği bir yıl sonu partisinin afişi vardı. Güldüm. Parti şehriydi burası. Her şey için kutlama yapılan, votkaya her an bahanesi olan insanların şehriydi.

Binanın kapısından çıktığımda taksi şoförü yapıştı çantalarıma. Gözlerim hala ıslaktı ve şoför bu duruma hiç de yabancı görünmüyordu. Siz oturun, isterseniz bir sigara yakın, peçeteler sağ ön koltuğun arka cebinde, belki lazım olur dedi adam.

Havaalanına yaklaştıkça sis de yoğunlaştı. Şimdi, her şeyiyle tanıdık olan sevimli taksi şoförüm de yoktu. Bavullarımı ana kapının yanına bırakıp, bana başarılar dileyip öylece gitmişti. İçeri girdim, ekranlardan uçağıma ve biniş kapısına baktım. Gdansk – Varşova, 6 saat rötarlı diyordu.

Hiç isyan edecek gücüm yoktu. Sessiz bir köşeye sürükledim kendimi. Pufuduk koltuklara gömülüp ayaklarımı uzattım. Sırt çantamdan defter ve kalem çıkarıp gördüğüm her şeyi yazmaya başladım. Kokuları, sesleri, veda edenleri, bavul sürükleyenleri, bagaj kapasitesini aşanların küfrede küfrede bavullarını açıp içlerinden salkım saçak çıkardıkları giysileri, dergileri.

Nihayet ekranlar yolun bana göründüğünü söylediğinde o bahsedilen 6 saate ek olarak eşantiyon gelen 2 saati de yemiş bitirmiştim.

Uçağa yürüdüm, yerime oturdum ve sadece uyudum. Uyandığımda, İstanbul’a aktarma yapacağım Varşova’daydım. Sırt çantamı alıp sigara içmek üzere havaalanının dışına yürürken bir anons duyuldu. İstanbul uçağı sis nedeniyle piste inemiyordu. En iyi ihtimalle 9 saat sonra kalkacaktı. Yorgunluktan dizlerim titremeye başlamıştı, ama bu defa bir köşede oturmak gelmiyordu içimden. Bir taksiye atladım ve şehrin içine daldım. Nereye diye sordu adam. Siz gidin, ben size söylerim dedim. Trafik ağır akıyordu. Ana caddenin hışmından kaçan ara sokaklara takıldı gözüm. İsmi Alman işgali sırasında verilip, Ruslarca bambaşka bir isme dönüştürülmüş bir sokağın başında indim taksiden.

Başım dönüyordu. Saatlerce sersem gibi yürüdüm. Binaların süslemelerine ve sokak isimlerine bakmaktan boynum ağrıyordu. Yine de evime dönmeden önce daha fazla sokak görmek için yanıp tutuşuyordum. Gözlerim kararmaya başladığında havaalanına giden bir tramvaya bindim.

Şimdi biniş kapısında tanıdık cümleler vardı. Türkçe konuşan adamlar, kadınlar… Uçağın kalkışını hatırlamıyorum, bayılmak üzereydim.

İstanbul’a geldiğimde gece yarısını geçiyordu. Vakit kaybetmeden bagajlarımı alıp iç hatlara girmem ve ilk Bodrum uçağına yetişmem gerekiyordu. Hızla çıktım kalabalığın içinden. Uyku iyi gelmişti. Bavullarımı bu defa İstanbul’da sürüklüyordum ve avuç içlerim su toplamaya başlamıştı. İç hatlara girdiğimde korkunç bir karışıklık ve kalabalık vardı. Gürültüden anonslar duyulmuyordu. Mayıs’ın 18’indeki bu kalabalık, iki-üç günlük tatil için çıkacağı yolculuk öncesi havaalanında birbirinin üzerinden atlıyor, bağırıp çağırıyor, kayıp çocuklar annelerini arıyor, rötarlı uçak yolcuları yerlerde, banklarda, her yerde uyukluyorlardı. Bilet satan gişelere yaklaştığımda, gişelerin hepsinin kapalı olduğunu gördüm. Artık vurgun yemiş gibiydim. Tek istediğim bir biletti, ve ancak 6 saat sonra alabilecektim. Bir süre kendimle konuştum. Oturup beklememi tembihledim uslu uslu. Canımı sıkacak bir şey yoktu, insanlar neler yaşıyorlardı. Alt tarafı önce 6 + 2 saat, sonra 9 saat ve sonra başka bir 6 saat daha beklemiştim, yine bekleyecektim… Yemek yedim… Berbattı. Kahve içtim, berbattı. Sigara içmeye gidecek gücü kendimde bulamıyordum. Bavulları bırakabileceğim tek bir yer bile yoktu ve ellerim çok acıyordu, çıkışa kadar sürükleyemezdim. Üstüm başım darmaduman olmuştu artık. Derhal evime gidip banyo yapmak istiyordum. Geriye kalan her şey beklemeliydi…

Hava ağarırken, gişeler açıldı. Önce hiçbir uçağa yer kalmadığını söylediler. Sonra iptal olan bir bileti sabah 8 uçağına almayı başardım, ancak bankonun önündeki sıra o kadar uzundu ki, zaten ancak 8’de biterdi. Yine de şansımı denemek istedim ve sıraya girdim. En öndeki adam, arkasında bekleyen karısının ve çocuklarının girişini yaptırıyordu. Onların arkasında ve benim önümde duran adam havalara bakıp sinirli sinirli söyleniyordu. Gözlerimi kapattım. Seslere dayanabiliyordum, ama uykusuz gözlerim bu harareti kaldıramıyordu artık.

Birden yere yığıldım. En öndeki adam, benim önümdeki adama sille tokat girişmek isterken, önümdeki adam üzerime düşmüştü.

Birden, bütün alanı dolduran bir çığlık attım.

YETER! dedim. Yerden kalktım ve bir kere daha bağırdım. YETER ARTIK!

“50 saattir uyumuyorum, 4 saatte gelinecek yolu 22 saatte geldim ve şimdi derhal uçağıma binmek istiyorum” diye haykırdım.

Önce cılızdı alkışlar. Ağlıyordum. Sonra takım elbiseli bir adam geldi yanıma. Telsiziyle birini anons etti. Yanımdan ayrılırken kıpırdamayın dedi. Kıpırdamıyordum. Benimle birlikte bütün alan hareketsiz, sessizliğe gömülmüştü. Başka bir takım elbiseli geldi, yanındaki adama bagajlarımı verdi, koluma girdi ve beni business giriş kapısından içeri sokup, uçağa bindirdi. Hosteslerden birine, hanımefendiyi derhal koltuğuna yerleştirin ve ihtiyaçlarına yardımcı olun dedi.

Bodrum’a inene kadar tam 50 dakika hem gülmekten hem ağlamaktan telef olmuştum.

Kapıdan son kez çıktığımda, ılık bir esinti vardı ve annem en güzel rujunu sürmüş, kollarını açmış gülümsüyordu. Evime geldiğime hiç bu kadar sevinmemiştim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s