Küfür Gibi: “İstikrar”

Bir zamanlar başarımın tek sırrıydı istikrarsızlık. İçgüdüsel yaşıyordum çünkü. Etkilendiğim şeylere, etkisi geçene kadar kapılabiliyor, sonra arkamı dönüp gidebiliyordum. Anlık değişkenlerin bende uyandırdığı bir heyecan vardı; “şeylerin” tümünü istediğim için yaptığım, dolayısıyla daha yüksek verim alıp başarılı olduğum, dinamik bir zamandı.

İstikrar, toplumun hiç değilse bir kısmı ile işbirliği yapmanı gerektiriyordu. Uyumluluk ve olmayanı varsayma eğilimiydi.

Peki ne oldu da istikrarsızlığımdan ve başarıdan vazgeçtim? İstikrarlı birine dönüşürken sarhoştum da ayıldığımda çok mu geçti?

Yazının başında çok karmaşık akıl çözümlemelerine gireceğimi sanmıştım, ama bir önceki cümleyi yazarken aklıma geldi.

Ben bu geçiş sürecini hiçbir gereklilik ve toplumsal dayatma olmadan, sırf deneyim edinmek için yaşadığımı düşünüyorum. Bir zamanlar sigara içmiyordum. Duman altında büyüyen çocuklardan biriydim ama bir çoğuna kıyasla geç başladım. Sigara içtiğim ilk günü hatırlıyorum. Her zaman yaptığım bir şeyi yaparmış gibiydim, öyle ki o günden sonra gerçekten her zaman yapacaktım.

İstikrarsızlıktan, istikrara aynen bu tatta geçtim. Sanki her zaman öyleydim… Bu konuyu çok uzun zaman hiç düşünmedim. Sigara içme eyleminin kendisini, aksırıp tıksırıp nefes darlığı çektiğim günler gelip çatana kadar düşünmediğim gibi.

Ruhumun gerçekte ihtiyacı olmayan bir düzen edindim. İnsanın ancak böyle adam gibi yaşayacağına ikna olmuştum muhtemelen. Daha az yolculuğa çıkar oldum, daha sık aynı yazarları okur oldum, çok sevgililikten, tek adama indirgedim aşk yaşamını. Bu şekilde uzun süre keyifle yaşadım. Entelektüel anlamda da bir istikrara ermiştim. Kafam daha az karışıyordu.

Oğlumu büyürken izlemek hayatımın en eğlenceli ve öğretici alanına dönüştü. İş çıkışında canım kimseye ilişmek istemiyordu, koşarak eve gidiyordum, gün içinde kaçırdıklarımı izliyordum oğluma bakıp. Uydurmasyon kelimeler, yeni eklenen mimikler, yürüme ve koşma mücadelesi, kendi kendini besleme çabaları. Çok büyülüydü, hala etkisindeyim.

Sonra olan yine Ali’yi izlerken oldu. Büyüme ve öğrenme başarısı kesinlikle istikrarsızlıkla açıklanabilirdi. Yeniliğin onda kalıcı olduğu ve gerçekten tecrübe edip öğrendiği her şey, aslında her zaman yaptıklarının dışına çıktığında mümkün oluyordu. Risk alıyordu. En büyük avantajı, henüz korkunun ne olduğunu öğrenmemiş olmasıydı. (Bunu olabildiğince geç kavraması için elimden geleni yapıyorum) Aldığı her risk, ona başka bir risk için cesaret verirken, kendi sınırlarını yeniden keşfediyordu, ama bir kaç saat sonra o sınırlar ona dar geliyor ve bizim aklımıza bile gelmeyecek işlerin peşinde oluyordu. Düşmeleri, yaralanmaları, ağlamaları bir yanlışlık olarak hayal kırıklığı içinde değerlendirmek yerine, bu durumla eğleniyor, gülüyor, gözümün içine baka baka bana meydan okuyordu.

Silkindim! Kendime ettiğim kötülükler dizisinin başını istikrarın çektiğini fark ettim. Zihnen değişime, alt üst oluşlara açık olmam bir şey eklemiyordu hayatıma! Fiilen uygulanmadıktan sonra savunulan değişimin gazabı büyük oluyordu. Ama Ali, bu istikrar sonucu hayatımdaydı ve benim heyecan kaynağımdı uzun bir süredir.

Bu yazının devamında yapacak başka çözümlemem yok, çünkü düşünmedim henüz. Önce, kütüphaneye yeni yazarlardan bir şeyler ekleyeceğim. Yolculuk planları yapacağım, zira insanın beyni en verimli ürünü yürürken ve yolculuk yaparken hazırlar.

Toplumsal ve yakın çevre işbirliğini biraz azaltmak, ezber bozmaya yardımcı olur büyük bir ihtimalle.

Evrimimi tamamladıktan sonra başarı oranına bakarız artık…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s