Herkesin Sıradan ve Sıkıcı Hikayesidir Aşk…

Son derece sıradan bir durum bu.

Aşkı hep süsleyerek yazarlar, betimlemelere gömerler, çıkarırlar.

Bugünlerde bir şeyler yaşıyorum, “a-aaa otur çocuğunla ilgilen” diyen çirkin ve kaba iç sesime bir sus dedim. Bir sus da, bir anlığına da olsa bu zamanın ruhunda kalayım.

Gerçek olamayacak kadar güzel, benim cesaret edemeyeceğim kadar cesur, takip edemeyeceğim kadar üretken ve kapılamayacağım kadar hızlı birine aşık oldum. Yüzünü hiç görmedim, biraz hırs yaparsam mutlaka bulurum bir yerlerden fotoğrafını ama hiç gerekli görmedim, görmüyorum. Bir gün, kafam hafif ve güzelken, yazısına denk geldim. Yüzlerce yazısını bitirdiğimde artık sabah olmuştu, çok ağlamıştım. Zaten ağlayasım vardı, sadece vakitsizdim. Bana ağlamak, oturup yazmak, not almak, üzerine salya sümük düşünmek, birilerini dürtüp üzerine konuşmak için çok geniş, kullan kullan bitmez bir malzeme vermişti. Rahatlamam gerekiyordu, ama kıvranıyordum.

Böyle gerçek olamayacak kadar nefis adamlar bir tek iyi yazarların romanlarında görülürdü, kısa süreli, uçucu bir hayranlık duyar, başka romanlara başlayınca isimlerini bile unuturdum o kahramanların. Onlar çok çok idealdiler ve oh, neyse ki gerçek değillerdi de peşlerine düşmek gerekmiyordu.

Biri bana pis bir şaka yapmak istedi belki de. Ancak Thomas Mann romanlarında, ciltlerin içinde, Times New Roman’ın soluk ve iddialı harflerinin altında var olabilecek birini, şak diye dünyanın bir yerinde var etti. Şansa bak ki, o adamla aynı dili konuşuyor, aynı vicdani ayardan gelip, yaklaşık aynı siyasi kabuğun içinde yaşıyorum. Yeterince büyük bir acımasızlık. Aşkı, kiminle olduğundan daha önemli bulan benim gibi bir kadına böylece, kaya gibi getirip koymak, sonra da hazmet bakalım demek, aşkın en terbiyesiz versiyonuna maruz bırakılmak çok çok acımasızca.

Belki de toplumun genel estetik algısına hiç de uymayan, son derece korkunç bir yüzü, berbat bir sesi, kötü bir şivesi, belki bir engeli bile vardır diyorum, çünkü adamın gerçek silüetine erişimi imkansızlaştırmak zorunda hissediyorum, çünkü gerçekliğine giderek ikna olursam, şu an yaşadıklarım, şu an birlikte vakit geçirdiklerim, şu an sokakta o hariç karşıma çıkacak her şey ve herkes için hayıflanmaya, mutsuz olmaya başlayacağım. Seçeneklerimi o iki basamağa indirgemek zorunda kaldığım ansa, elbette peşine düşmek isteyeceğim. Aşkın tatlı bulutundan, o saplantılı ve ağda kokan kuyusuna düşmek istemiyorum.

Bu yüzden, gündüzleri kendimi tutamayıp, adamın yeni yazılarını heyecan içinde okurken, yazıları üzerine bazı notlar alır ve araştırma yaparken kelebeklenen midemin ağrısını, gece oğlumun yanına uzandığımda yatıştırmaya çalışıyorum. Elbette kimsenin peşine düşmeyeceğim diyorum. Bir zamanlar sırf aşkın kendisi için inip bindiğim trenlere yeniden aynı biletleri almak, yeni tarihli mektuplar yazmak ve sır saklamak istemiyorum. Sahiden istemiyor muyum?

Bana hiç yakışmayan istikrar ve rutinle keyfim yerindeymiş gibi yaşamaya, ruh tembelliğine, tembelliğime sinir olmaya, kendimle kavga edip durmaya ve habire yalan söylemeye bu kadar alışmışken, kısaca yaşam bu kadar tıkırındayken, nasıl göze alabilirim etli kemikli bir adama aşık olmayı tekrar? Boku yedim! Biliyorum.

Kendime dürüst davranmaya başlarsam, başkalarını kırıp geçireceğim, ve mutlu olduğum anların sayısı bu sırada hızla artacak. Halbuki yalan iyidi yahu! Geçimli biriydim son yıllarda, anneydim her şeyden önce. Toplum tarafından kocasıyla yaşamaya alıştırılmış, aşık olması ayıplanacağı için hepten romanlara gömülmüş, tek diklendiği merci devletin kendisi olmuş, sürprizi bile önceden bilen biri olmuştum ben!

Var olduğu için hem heyecan hem eziyete sebep olan bu adam neden bu kadar dokundu ki şimdi? Modernizmin kıvırabileceğim kısmıyla iyiydim ben, şimdi neden aşktan, vicdandan bahsetti ki? Kendi kendimin faşisti olmuştum, herkes mutluydu bu halimden… Neden bahsetti ki ay tutulmasından ve büyüsünden?

Kendim dışında herkese eşit davranmaya, herkesi sevmeye, herkese gülmeye alışmıştım ne güzel. Beynim, kullanmadığı sol yarısıyla barışmıştı, sol yarım en az bir ölü kadar iyi ve canlıydı…

Günlerce ağladım, çünkü yıllardır hiç ağlamıyordum. Ali ilk defa beni ağlarken yakaladı, hoşuna gitti evde kendisi dışında birinin gözyaşları olduğunu görmek, gülerek baktı, çok ilgilendi bu halimle… İyi bir şey olarak kabul etmeliysem bu durumu, sonunda ben hariç herkes için kötü şeyler olacak demektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s