Bir anı…

Bir anı….

Bir gün Gdansk’tan trene bindim. Pawel’nun yanına gidecektim.
12 saatlik yolculuğun 9 saatini atlatmıştım. Katowice denilen yerde tren aniden boşaldı. Orası ana duraklardan biriydi…
Bindiğim tren bizim modern trenler gibi değil, kompartıman sistemi…
Her vagonda 6 kişilik koltuğu olan 12 kapalı oda…
Tren boşalınca kalkıp bizim vagonun sonunda sigara içtim, bir de baktım ki koca vagonda tekim…
Yerime geçtim, kapım açık ve kapının ağzına oturdum. Daha 3 saat yolum kalmış.
Biri geldi.
Deli gibi ispirto kokuyor, ayakta duramıyor.
Önce kapımın önünden geçti, devam etti, sonra vagonu boş görünce benim kompartımana girdi ve en uzağımda, cam kenarındaki koltuğa yığıldı.
Üzerimde koca aba gibi bir palto, ayağımda kalın bol bir fitilli kadife pantolon, atkı, bere… Bakılacak bir yerim yok…
Kucağımda klarnet kutusu vardı, defterimi kutunun üzerine koyup biraz yazı yazmaya başladım.
Bir ara, lan dedim, sağ tarafımdaki düzenli hareket nedir…
Kafamı defterden bir kaldırdım, herif pantolonu açmış, malzeme dışarda, mastürbasyon yapıyor karşımda…
Bağırsam kimse duymaz, koşsam yakalar, koca valiz ve klarnet çantasıyla nereye kaçıcam…
Adama baktım, baktığımı gördü, bir saniye içerisinde valizimi koridora fırlattım, kendimi tam kompartımandan atıcam, bir ses:
Ben sana bir şey yapmayacağım, n’olur korkma, n’olur korkma, biraz eğlenmek istedim…
Ben de adama gayri ihtiyari panikle (en az onun kadar kibar bir sesle ama titreyerek) “üzgünüm, ama hemen gitmek zorundayım, kondüktörü bulacağım” dedim…
Adam kondüktör lafını duyar duymaz panikledi, toparlandı ve çakılmış gibi yerinde kaldı… Ben ağlayarak toplam 4 tane boş vagon geçtim ve sonunda yemekli vagona girdim… Cin çarpmış gibiydim. Bir kadının yanına oturdum, olanları anlattım. Kadın sarıldı bana. Korkma, evsizin biridir o, zararı dokunmaz dedi. Kondüktöre söylemedim, çünkü biliyorum ki adamı ölümüne döverler…

Bu anımı yayınlayacağımı hiç düşünmemiştim, fakat bu sabah Ceren Kenar’ın şu yazısını okudum:

Alyson Neel genç bir Amerikalı kadın gazeteci. Washington Post gazetesi için geçen hafta aslında hepimizin gayet yakından tanıklık ettiği, günlük hayatımızın pratiklerine sinmiş bir konuda bir makale kaleme aldı ve yabancı bir kadın olarak Türkiye’de yaşadığı tacizi afişe etti.

Türkiye’de yaşayan bir kadına meselenin vahametini anlatmaya gerek yok. Kadınlar biliyor, çünkü yaşıyor. Sokakta, iş yerinde, okulda, toplu taşıma araçlarında. Değişik tecrübelerle, bazen arsız bir bakış, bazen kendini sadece ucuz bir et yığını hissettiren bir laf, bazen hemen vücudunun o parçasını kesip atıp ‘temizlenmek’ ihtiyacı duyduran bir dokunuş ile her gün tacizin iğrençliği ile yüzleşiyorlar. Kadınlar biliyorlar.

Erkeklerse, onlar da biliyorlar aslında. Her gün gözünün önünde tekrar tekrar cereyan eden bir meseleyi bilmemek, görmemek mümkün değil. Susuyorlar, önemsemiyorlarsa, üzgünüm ama bunun sebebi masum bir cehalet değil.

Lakin gelin görün ki, bu kadar aleni, bu kadar bilinen, bu kadar yaygın bir mesele ne zaman haber olsa ve özellikle yabancı basında yer alsa, bizi bir şaşkınlık hali sarıyor. Alyson’ın haberi bakın şu başlıklarla yer buluyor Türkiye medyasında: ‘Washington Post’tan şok makale’ [İstanbul’da taciz var demek şoke edici bir haber gerçekten!], ‘İstanbul için ‘utanç’ yazısı’ [Utanç neden tırnak içinde?], Alyson Neel İstanbul’u bakın nasıl yazmış? [Neden muhabirin ismi başlıkta, neden okuyucuyu tartışmaya davet eden üslup seçilmiş ve neden İstanbul’da gerçekleşen bir hadiseyi yazmak İstanbul’u yazmak olarak görülmüş?], ‘Tacizi şikâyet ettiği polis de taciz etmiş!’ [Neden ‘mişli geçmiş zaman ve neden ünlem işareti?]

Şaşırdık mı, hayır. Çünkü bu ülkenin basını Türkiye’de ne zaman bir taciz, tecavüz vakası uluslararası medyada haber olsa bu sırrın ifşasından sadece ‘batıya rezil olmaktan’ ötürü utanır. O da eğer utanırsa.

Zira çoğu zaman utanmanın bir önceki aşaması olan gerçeği kabul etme safhasını es geçer. Evet, inkâr milli bir Türkiye folklorudur ve mesele kadına yönelik taciz olunca bu folklor yöre, sınıf, ideoloji ayırt etmez. Ve bunun adı tacize yardım ve yataklıktır.

Bekleneceği üzere, Alyson makaleyi yazdıktan sonra oryantalist olmakla itham edildiğini, Türkiye’yi kötü lanse etmekle suçlandığını söylüyor. Hazal Özvarış ile gerçekleştirdiği okunması elzem röportajda. Hatta belli ki başına gelecekleri önceden kestirdiğinden mütevellit orijinal makalesinde tacizin sadece Türkiye’de değil, başka ülkelerde, örneğin Amerika’da da yaşandığını belirttiğini söylüyor. Yine aynı röportajda ‘Türk örf ve adetlerine’ uygun giyinmesine rağmen bu olayların yaşandığının altını çiziyor.

Karar vermekte güçlük çekiyorum. Acaba tacizin bizzat kendisi mi daha iğrenç ve rezil, yoksa tacizin ifşası karşısında takındığımız bu pozlar mı? Sessizliğimiz, şaşkınlığımız, inkârımız mı daha çirkin? Tacizi önemsizleştirmek için bin dereden getirdiğimiz sosyolojik, siyasi ve tarihsel argümanlarımız mı daha utanç verici? Bir Amerikalı kadın Türkiye’de tacize uğradığını söylediğinde bunu uluslararası bir komplo olarak görmemiz mi daha acınası, bir Amerikalı kadını ‘edepli’ giyinmeme rağmen bunlar başıma geliyor demek zorunda bırakan tecavüz-mini etek korelasyonumuz mu daha utanç verici? Tacizin bizzat kendisi mi daha iğrenç yoksa taciz mağdurlarının mağduriyetini anlatırken bile takınmak zorunda bırakıldığı bu savunmacı dil mi?

Doğrudur, nüfusunun çoğunu Müslümanların oluşturduğu ülkelerde kadının rolü İslamofobik ve Oryantalist çevrelerin cephanelerinin en favori unsurlarından biridir. Kadın bedeni, kadın meselesi araçsallaştırılır ve bir ideolojik savaş kadın bedeni üzerinden yürütülür. Töre cinayetleri, kadın sünneti gibi vahim gelenekler İslam’a ve Ortadoğu’ya özgüymüş gibi lanse edilir. Başörtüsü üzerinden düzenlenen kampanyalarda çoğu zaman başörtülüler adına ve rağmen ahkâm kesilir.

Ancak rica ediyorum taciz ahlaksızlığını meşrulaştırmak için Oryantalizm analizlerine başvurupEdward Said‘i mezarında ters döndürmeyin. Oryantalizm yaftasını bölgedeki günahları örtmek için bir kalkan olarak kullanmayın.

3 senedir Lübnan’da yaşıyorum. Daha önce İstanbul’da yaşıyordum. Bir Ortadoğu muhabiri olarak bölgede sık sık seyahat ediyorum. Kadına yönelik taciz ve tecavüz, şüphe yok ki, evrensel bir durum, her ülkede yaşanan bir sorun. Evet, taciz dünyanın her yerinde var. Ancak bir kadın olarak bazı ülkelerin sokaklarının diğerlerinden daha ‘kadın dostu’ olduğunu pekâlâ kendi deneyimlerim üzerinden söyleyebilirim.

Ve üzgünüm ama Ortadoğu sokakları en “kadın dostu” sokaklar listesinin ilk sıralarına girmiyor.

Peki neden? Elbette bunun birçok nedeni, açıklaması var. Ve İslam veya Ortadoğu toplumlarının sözde özcü karakteri bu açıklamalar arasında değil. Tacizin nedeni konusunda ahkâm kesmek sosyologlar, antropologlar ve psikologlara düşer. Tacizi engellemek için ahkâm kesmek ise hepimizin üzerine düşer.

Taciz bireysel ve toplumsal bir ahlaki sorun. Tacizci bu eylemi yapmaktan beis görmüyor, çünkü ahlaksız. Tacizci tacizinden beis görmüyor, çünkü yapabiliyor. Çünkü göz yumuluyor, çünkü izin veriliyor, çünkü meşru görülüyor.

Kusura bakmayın ama tacizciden ahlak müdana etmek ile bu sorun çözülmüyor. Bu sorun ancak caydırıcılık üzerinden çözülüyor. Stockholm sokaklarının Kahire sokaklarından bir kadın için daha güvenli olmasının nedeni, Stockholm’deki potansiyel tacizcinin yaptığı taciz ifşa olduğunda göreceği tek yaptırımın gevrek ve arsız bir gülümseme olmadığını bilmesi.

Sokakları kadınlar için özgürleştirmenin yolu ise bu ‘sırrı’ örtmekten, ifşa edeni suçlamaktan geçmiyor. Gerçekle yüzleşmekten, gerçeği kabul etmekten ve vurgulamaktan gerekiyor. Tacizle mücadele toplumun, hukukun, kamu müesseselerinin tacizin bir suç olduğunu kabul etmesinden geçiyor. Tacizle mücadele tacizi ifşa olan adamı rezil etmekten geçiyor. Tacizle mücadele tacizin cezasız kalmamasından geçiyor.

Taciz ancak tacizci için maliyetli olduğunda azalıyor. Ortadoğu’da tacizin maliyeti az. Üzgünüm ama gerçek bu.

Ve bizler Ortadoğu’yu seven, burada yaşamayı tercih eden kadınlar olarak, bir mahsuru yoksa İstanbul, Beyrut, Kahire sokaklarının bize de ait olmasını istiyoruz. Çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı üzgünüz ama bu konuda gürültü çıkarmaya da devam edeceğiz. Taciz konusunda susarak, inkâr ederek, mağduru suçlayarak nasıl tacize yardım ve yataklık ettiğinizi de ifşa edeceğiz. Kusura bakmayın.

İstanbul sokaklarını kadınlar için daha yaşanası bir yer haline getirmek için ‘sırrımızı’ ifşa eden Alyson’a ve akabinde Alyson ile harika bir röportaj yaparak meselenin takibine devam eden Hazal’a kocaman bir teşekkür borçluyuz.

Kadınlar biliyor…”

Şimdi aynı tren macerasını yaşadığım ülkenin kuşetlilerinden birinde tecrübe ettiğimi var sayıyorum…

Vazgeçtim, korkumdan var sayamıyorum…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s